Şayet bir Kadı, verdiği kararla mazlumun ve mağdurun hakkını değil de zâlimi gözetip kayırıyor ise, o mazlum da iki yetim çocuk annesi çaresiz bir kadın ise, O' Kadının bu haksız kararı ''Ben ne Allah'ı tanımıyorum ne de adâletini, ben şeytandan da aşağı bir yaratığım'' anlamına gelmez mi?
Sinan Ateş’in acılı eşi Ayşe Hanım kardeşimizin beraberinde kızları Bengisu ve Zeynep Banu Çiçek’in semaya yükselen ahları, acı feryatları, yürekleri dağlayan çığlıkları Cenab-ı Allah’ın görevli Meleklerince ilâhi şifrelerle kodlanarak kayıt altına alınmıştır.
Zamanı geldiğinde her bir çığlık, her bir feryat ve çekilen her bir ah taş olup, belâ ve musibet olup zâlimlerin başlarına yağacaktır ki bundan hiç kimsenin en küçük bir şüphesi olmasın.
Sinan Ateş’e kıyanlar, kıydıranlar, eşinin ve kızlarının feryatlarını umursamayanlar öyle bir ilâhi gazaba uğrayacaklar ki; her birerleri en sevdikleri eşleri ve üzerine titredikleri evlâtlarıyla birlikte dayanılmaz, güç yetmez, takat çekmez acılarla yanıp kavrularak ibreti âlem olacaklardır.
Göreceksiniz!
Ayşe Ateş ve iki küçük kızına bu acıyı çektirenler ve zâlimlerden yana karar verenler çok kısa bir zaman içinde art arda çok büyük felâketlerle yok olup gideceklerdir ve böylece, Allah'ın adâletinden şüpheye düşenler ''Ya Rabbi, sen ne büyüksün'' diyerek secdeye kapanacaklardır.




