Namus ve ülkücü kelimeleri ayrılmaz bir bütündürler. Biri olmadan diğerinin varlığından söz edilemez.
O zaman;
Ülkücü, eşinin, evdeşinin, kızı ve gelinini tesettürüne dikkat ederek onları şehvet dolu iğrenç bakışlardan kıskanan, kayıran ve kollayan kişidir. Bundan gayrısı yalandır ve maymunluktur.
Ülkücü kıskanan kişidir.
Namusunu kıskanıp onu kem gözlerden sakınmayanların vatanlarını kıskanmasından söz edilemez. Çünkü vatanı bu denli değerli kılan şey, toprağında bitenlerle doyup beslenmek, üzerinde gezip tozmak değildir. Vatanı değerli kılan tek şey, namusun yalnızca vatanla korunabildiğidir.
Ülkücü;
Eşini, evdeşini, kızı ve gelinini, vatanını ve bayrağını kıskanıp, bu değerleri koruma uğruna şehadete susayandır.
Öyle bir devire geldik ki;
Sokaklardaki hayvani çıplaklık TEŞHİRCİLİĞE döndü!
Atatürk zamanında memurlar için ''Müstehcenliği Men Kanunu'' olup belli bir cezası vardı.
Trabzon'un vatansever Avukatlarından Merhum Kemâl Yılmaz bu kanunu ve müstehcenliği dile getirdi diye adamın başına gelmeyen kalmadı. Önce Baro'dan çıkardılar ve sonra ahlâksızca saldırdılar.
Rus Nataşaların sokaklara taşan fuhşuna sesini çıkartmayan Trabzon gazeteleri, Trabzon Barosu ve Sivil Toplum Kuruluşları, müstehçenliği (çıplaklığı) dile getirdi diye Avukat Kemâl Yılmaz'a karşı şirretleşerek salya döktüler.



